Anasayfa » Köşe Yazıları » Tarım Politikalarının Yansımaları

Tarım Politikalarının Yansımaları

Sosyal Medyada Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi, bunların kalite ve verimlerinin yükseltilmesi, bu ürünlerin uygun koşullarda muhafazası, işlenip değerlendirilmesi ve pazarlanmasını ele alan bilim dalı olarak ifade edilen tarım, gıda maddelerinin hammaddesi olması sebebiyle canlı yaşamının sürdürülmesi için mutlak gerekli olan bir sektördür. Canlı yaşamının başladığı günden bu güne kadar zaman içinde değişen unsurlar içerse de, tarımsal üretim yaşamın odak noktasındadır. Önceleri yalnızca toplayıcılık ve avcılık unsurlarından oluşan tarımsal üretim biçimi, günümüz dünyasında ön araştırmalarının laboratuvar ortamlarında gerçekleştirildiği ve artan canlı nüfus oranları da dikkate alındığında mutlak suretle planlanması gereken bir sektör olmuştur. Bu anlamda tarım, toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayan, geniş istihdam yaratan, sanayiye hammadde sağlayan, önemli ihracat ürünü yetiştiren ve ülkeye döviz getiren, milli ekonominin temel sektörlerinin en başında gelmektedir. Bu yönüyle ele alındığında, özellikle gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda tarım, hala kalkınmanın ana sektörü görevini yapmaktadır. Tarım, ülkemiz için yalnızca ekonomik açıdan değil aynı zamanda ülke nüfusunun %25’ini istihdam etmesiyle sosyal açıdan da hala ana sektör durumunu korumaktadır. Ülkemiz tarımsal üretim potansiyeli açısından, toprak ve iklim unsurlarının elverişliliğiyle dünyada nadir görülen birçok tarım ürününün yetiştirilebildiği bir coğrafi yelpazededir. Her bir coğrafi bölgesinde kolayca farklı çeşitte ürünler yetiştirilebilme özelliğine sahiptir. Bu özelliği dikkate alınarak uygulanacak tutarlı politikalarla birçok üründe dünya piyasasında söz sahibi olmamız gibi bir avantajı da beraberinde getirecektir. Ancak küreselleşme olarak ifade edilen ve dünyada hiçbir ülkenin hiçbir konuda tek başına karar veremeyecek bir perspektifte çizilmeye çalışılan yenidünya düzeni birçok gelişmekte olan ülkeyi etkilediği gibi ülkemizi de bu anlamda etkilemektedir. Günümüz dünyasında özellikle 1980’li yıllar sonrası merkez ülkelerden başlayarak dünyaya yayılan ekonomik, kültürel yaşam ve devlet yönetişim alanındaki kamu yönetimi işletmecilik modeli yeni bir yönetim anlayışı konusunda birçok sektörde değişimleri getirmiştir. Tarım sektörü adına Devlet destekli üretim anlayışı yerine, iç ve dış piyasaya açık, serbest rekabet şartlarının oluşturulmaya çalışıldığı, devlet müdahalesinin olmadığı bir sektör dizayn edilmesi öngörülmüştür.

Ülkemiz adına bu yaklaşımın en bariz örneği 1980 yılında alınan ve yakın tarihimize 24 Ocak kararları olarak geçen hükümlerde görmek mümkündür. O gün alınan kararların ve uygulamaların en göze çarpanları;

%32,7 oranında devalüasyon yapılarak günlük kur ilanı uygulamasına gidilmesi, Devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınması, KİT ‘deki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılması,

Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonların kaldırılması,

Dış ticaretin serbestleştirilmesi, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmesi, kar transferlerine kolaylık sağlanması,

Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin desteklenmesi,

İthalatın kademeli olarak libere edilmesi, ihracat, vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edilmesidir.

Tarım sektörümüz adına Devlet desteğinin her geçen gün azalacağının habercisi niteliğindeki bu kararlar 2000’li yıllar sonrasında da özellikle tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi şeklinde kendini göstermiştir. Şu an itibariyle yaşanan et krizi dolayısıyla tekrardan devlet destekli faaliyete geçen Et Balık Kurumu ve özelleştirilmekten şimdilik

vazgeçilen Şeker Fabrikaları dışında hemen hemen hiçbir özelleştirilmeyen tarımsal KİT kalmamıştır. Burada sorulması gereken soru, “Bu durumun ülkemiz tarımına neler kazandırıp, neler kaybettirdiği?”dir.

Oluşturulan yeni tarım politikalarına iktisadi bakış açısından yaklaşımı dışında, tarımsal üretim gerçekleştirilen tarım arazileri ve çiftçilikle geçimini sağlayan insanımızın oranı açısından bakılması belki konuyu daha anlaşılır kılacaktır. Tarım arazileri açısından ülkemizde işlenen tarım arazileri son on yılda 2,5 milyon hektar alan daha azalmıştır. Bu miktar ortalama olarak Başkent Ankara’nın yüzölçümüne eşit durumdadır.

Tarım Alanlarındaki Değişim TÜİK verilerine göre 2001 yılında 26.3 milyon ha. İken, 2014 yılında 24 milyon ha. kadar gerilemiştir. Tarımsal üretim dışına çıkartılan bu alanlar doğal afetlerle değil, o kadar marjinal alan olmasına rağmen amaç dışı kullanıma itilmiştir.

Burada dikkat çekilmesi gereken nokta; 19 temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren etkili bir Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanununu olmasına rağmen tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması. Kanununun sahibi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı zorunlu kamu spotlarında diyor ki!

* “Topraklar bize atalarımızdan miras değil, torunlarımızın emanetidir.”

* İnşaat yapılacak yeterince marjinal alan bulunmaktadır, Tarım arazilerine inşaat yapılmasına Tarım Bakanlığınca izin verilmeyeceğini kamu oyuna duyururuz diyor ve Kamuoyu bu sözü desteklerken, gel görki Bakanlık önce bu sözü kendi alanlarında çiğniyor.

O halde Tarım arazilerinin 5403 sayılı Kanunda belirtildiği gibi; Korunması, Geliştirilmesi ve Kullanılabilir bir şekilde gelecek nesillere aktarılması hem bir sorumluluk hemde bir vebaldir. Bu sorumluluk ve vebali Kurum, kuruluş ve fert olarak hepimizin yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu süreçte tarım sektöründe ki artan maliyetler göz önüne alındığında, üretim alanından kentlere göç kaçınılmaz olmaktadır. Buda tarım sektörünün istihdamdaki payının düşmesine sebep olmaktadır.

 

tarimin_istihdamdaki_payi

 

2001 yılında istihdamda %37,6 olan tarım kesimin payı, 2011 yılında % 26,2 ‘ye düşmüştür.

Ülkemiz nüfus artış oranı ve istihdama yeni katılan kişilerde göz önüne alındığında, tarımdan kopanların diğer sektörlerde iş bulduğunu ifade etmek bu tabloluya göre çokta mümkün görülmemektedir. Burada dikkat edilecek en önemli husus tarımsal istihdamdan çıkan kişilerin hangi alanda değerlendirildiği ve girdikleri istihdam alanında gelir düzeylerinin ne olduğudur.

Başta da ifade edildiği gibi merkez ülkelerden çevre ülkelere yaygınlaştırılmaya çalışılan yeni iktisadi politikalar, ülkemiz gerçekliğinde tarım sektörümüzü olumsuz etkilemiştir. 18.04.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5488 sayılı Tarım Kanunu üreticilere yapılacak yardım miktarını ile ilgili şu hükümler içermektedir. Kanunun konuya ilişkin 21.maddesinde ‘’ Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz. ‘’denilmektedir.

Sonuç olarak tarım sektörümüz adına yapılması gereken, birçok unsurun olduğu ortadadır. Öncelikle, tarım sektörümüze ait milli politikalar oluşturulması bunun ilk adımı sayılabilir. Ziraat Mühendisliği Mesleği ve meslektaşlarımız adına söylenmesi gereken bir unsur varsa; Ülkemiz Ziraat fakültelerinde dört yıllık eğitim gören ve onun sonrasında da edindikleri mesleki tecrübelerle her türlü yeniliği Türk tarımına kazandıracak olan Ziraat Mühendislerinin, oluşturulacak politikalarla çiftçiyle daha kolay buluşmasını sağlamakta hiç şüphesiz gecikmeksizin yapılması gereken bir unsurdur.

Çiftçiliğin meslek haline getirilerek, İnsanları doğduğu yerde doyurmak ve mutlu kılmak adına Tarım camiasında hazırlanacak toplumsal sosyal politikalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Saygılarımla.

Celil ÇALIŞ
Ziraat Mühendisleri Odası
Konya Şube Başkanı
tarimdedektifi.com


Sosyal Medyada Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

İlginizi Çekebilir

Yaşlı Dünyamız Bir Yaşına Daha Giriyor

Sosyal Medyada Paylaş        Kelime anlamıyla yeni gün demek olan Nevruz, ülkemizde 21 Mart olarak bilinse de. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Tema indir