Anasayfa » Köşe Yazıları » Et Yiyenler Avcıdır. Ot yiyenler Avdır.

Et Yiyenler Avcıdır. Ot yiyenler Avdır.

Sosyal Medyada Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Değerli dostlar, bundan böyle Tarım dedektifi internet portalından yayın yapan gazeteden, her hafta güncel konu ve konularla sizlerle beraber olacağız.

Bu ilkyazımda daha çok kırmızı etin önemini anlatan bir konu ile karşınızdayım.

Yazıma ilaveten, 2013 yılında Gazeteci kardeşimiz Bülent Akyürek köşesinde yazdığı yazı ile başlamak istiyorum.

Sebze Yemekleri ılımlı İslam Projesi mi?

“Dikkat ediyorsanız son on yılda diyetisyenler, doktorlar etten uzak durmamızı ve sebze yemekleriyle meyve yememizi öğütlüyorlar.

Oysa ‘İnsan, yediğidir.’ denildiğini bilirsiniz. Budistler sabah akşam pırasa, elma filan yerler. Bu yüzden pasif direnişin, sabrın timsali olmuşlardır.

Batı; Müslüman ülkeleri sebzeye yönlendirip çelimsiz bireyler oluştururken kendileri et yiyip saldırgan oldular. Kırmızı etten korkan bu ümmet çok zayıfladı… Yediğimiz sebzeler kadar yumuşak ve hazmı kolay bireyler olduk. Hunlular, Selçuklular et yiyorlardı. Et yemek için göçebe yaşadık, göçebe yaşadıkça fetih duygularımız gelişti. Lütfen, sözlerime kulak veriniz ve gücünüz yettikçe et yiyiniz ki tekrar güçlenip kuvvetlenelim. Kırmızı et yiyip İslâm ülkelerine saldıran Batı’yı taze fasulye yiyerek yenemeyiz. Et yemeye devam, kollestrol mollestrol hikâye, numaraya gelmeyin.

‘Et alacak parayı nereden bulacağız?’ diyorsunuz. Haklısınız. Onu da hükümete soralım ki çare bulsunlar inşallah…”

Yukarıdaki yazıda belirtilen konulara aynen katılıyorum.

“Et yiyenler Avcıdır, Ot yiyenler Avdır.” Doğada ineğin otlanırken strateji belirlediği veya planlama yapıldığı görülmemiştir. Oysaki Aslan avına saldırmadan önce plan ve strateji belirler.

Kırmızı Et Halkın lüks tüketim ürünü değildir. Kırmızı Et Halkın Temel Gıda maddesidir. Hele Ülkemizde Kırmızı et sofralarda olmazsa olmazlarımızdır. Ama maalesef ülkemizde zengin ve üst gelir grubu yani %10’luk kesim yıllık 100 kilogramın üzerinde kırmızı et tüketirken, alt gelir grubu sadece 5 kilogram tüketebiliyor. Dünya’nın Jandarmalığını yapan Amerika’da yıllık kişi başı kırmızı et tüketimi ortalama 120 kilogram, nüfusu yaşlanan Avrupa’da 70 kilogram, Sudan’da 45 kilogram(Sudan’a gittim ve gördüm.) Türkiye’de Resmi rakam 12 kilogram kaçak et dahil toplam 13 kilogramdır. Ülkemizde tüketilen etin 13 kilogramının 5 kilogramını kurban bayramında dört günde tüketiyoruz. Yani mübarek Kurban Bayramı olmazsa sadece 8 kilogram tüketeceğiz. Halkımızın %30’una yakını Kurban Bayramından Kurban Bayramına et tüketiyor.

Amerika’da Kemikli Karkas gövde et fiyatı ortalama 3.00 Dolar, Avrupa’da 3.20 Dolar, Sudan’da 2.00 Dolar, Türkiye’de ise 8.00 Dolar civarında olup bu yüksek fiyattan dolayı Dünya’da rekor kırmaktadır.

Halkımız tavuk etini sevmediği halde kırmızı ete alternatif olarak gördüğü tavuk etini tüketmek zorunda kalıyor. Süt seven süt tüketen bir toplum değiliz. Avrupalının bize kara kafa dediği Türkler kırmızı eti seviyor ve kırmızı et ile ilgili birçok atasözü ve özdeyişler var. Geleceğimiz olan çocuklarımızın ve gençlerimizin sağlıklı bireyler olması için mutlak kırmızı eti

tüketmeleri gerekmektedir. Çocuklarımız matematik olimpiyatlarda sıfırı çekti. Dünya’da en çok karbonhidrat yani ekmek tüketen toplum haline geldik.

Canlı Hayvan ve kırmızı et sektörünü dışa kapatmakla, ithalatı yasaklamakla bir yere varamayız. Canlı Hayvan ve Kırmızı Et Sektörünün ve et kalitesinin gelişmesi, ARGE çalışmalarının yapılması ve ticaretin artması için mutlak suretle dışa açık ve şeffaf olunması gerekir. Aksi halde kendi içine kapanık, korumacılık ve dışa kapalı bir sisteminde sektör gelişme gösteremez.

Ben, ülkemizdeki canlı hayvan ve et işini 1970, 1980 ve 1990’lı yıllarındaki otomobil sektörüne benzetiyorum. Malum çevreler ve sermaye sahipleri otomobil ithalatına engel koyarak, halkımıza Mercedes fiyatına teneke diyebileceğimiz otomobil satıyordu. Bugünde bu durumu aynı şekilde kırmızı ette yaşamaktayız. Halkımız bugün Dünya’daki en iyi özel etin parasını ödüyor, yediği ise dünyadaki değeri beşinci sınıf olan bir ettir. Ülkemizde Trakya kıvırcık kuzu etin kalitesi hariç ,dana ve sığır etinde hem kalite düşük hemde fiyat çok yüksektir.

İstikrarsızlaşan Kırmızı Et Sektörü eski Türkiye’ye benziyor. Nasıl ki ülkemizde istikrar olmadığı dönemde hop oturup hop kalkıyorsak, aynı şekilde kırmızı ette de hop oturup hop kalkıyoruz. Sektöre yatırım yapılamıyor.

Sizlere soruyorum dışa kapalı istikrarsız bir sektör ne kadar ayakta kalır? Kim yatırım yapar? Sektör ne kadar büyür? Dış ülkelerle rekabet edebilir mi? Şu anda ülkemizdeki durum; %100 gümrük fonuna rağmen dışarıdan ithal kaliteli karkas eti, ülkemizden daha ucuza mal ederiz.

Biz ülke olarak yıllar yılı sütçü ırktan et elde etmeye çalıştık ve kaybettik. Oysa dünya bunu ikiye ayırmış sütçü ırktan süt, etçi ırktanda et elde ediyor. Sütçü ırk besilik dana günlük et artışı 300g iken etçi ırk 1000g dır.

Çözüm olarak;

1- Acilen, Türkiye’nin Avrupa Birliğine uygulamış olduğu veteriner sağlık sertifikasını bir kenara bırakıp, Avrupa Birliğinin 28 ülkesine kendi arasında uygulamış olduğu veteriner sağlık sertifikasını kabul ederek, pedigreyi aramaksızın etçi veya kombine karakterli damızlık gebe düve, besilik erkek dananın tamamını ithal etmemiz gerekir.

2- Etçi ve kombine karakterli gebe düve ve besilik erkek danayı Romanya başta olmak üzere yakın coğrafyamızda bulunan Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan gibi ülkelerden de ithalatı yapmamız gerekir.

3- Yem bitkisine desteği artırıp, ülkemizdeki ekili alanlarda yem bitkisinin üretiminin artırılması için çalışmalar yapılmalıdır. Dünya’daki gelişmiş ülkelerde yem bitkisi ekim alanları %50 iken ülkemizde sadece %6 dır.

4- Hazır, fabrika yemine dayalı hayvancılık sistemi batmaya mahkûmdur.

5- Devletin elindeki meraları hayvancılık yapan kişi ve kuruluşlara sadece yem bitkisi ekilmesi şartıyla tahsis ederek yem bitkisinin üretilmesi sağlanmalıdır.

6- Arazi toplulaştırma çok yavaş ilerliyor. Devletin gerekli teşviği ve desteği sağlayarak arazi toplulaştırma işini hızlandırıp arazilerin şekilli ve en az 50 dönüm

tarlalar haline getirilmesi gerekir. Bölük pörçük küçük ve şekilsiz arazilerde tarım olmaz.

7- Ülkemizdeki tarla sınırına ayrılan pay, Hollanda’nın tüm arazisi kadardır. Tarla sınırları sıfırlamamız gerekir.

8- Ülkemizde hayvanı olanın arazisi yok, arazisi olanın hayvanı yok. Mutlak şekilde kooperatifçilik sistemini geliştirmemiz gerekir. Köyleri tek firma gibi görüp araziyi ve hayvanları verimli kullanılması için ölçek büyüklüğüne ulaştırmamız gerekir.

9- Pedigre olmayan ucuz etçi ve kombine karakterli gebe düvelerle ve kaliteli etçi ırk besilik danayı Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya gibi yakın coğrafyamızda bulunan ülkelerden uygun fiyattan hayvanları alıp, boş olan ahırları dolduralım, bu yönüyle gelen damızlık ve besilik kaliteli ırk canlı hayvanlarla Türkiye’deki mevcut ırkı değiştirelim ve geliştirelim.

Mehmet Emin Arslan
tarimdedektifi.com


Sosyal Medyada Paylaş
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

İlginizi Çekebilir

Bir fabrika gibi üreten İNEK – 1

Sosyal Medyada Paylaş        Değerli Dostlar, bugünkü yazımda sizlere bir fabrika gibi üreten ineğin birinci yazısını anlatmaya …

1 Yorum

  1. ibrahim gürgen

    emin bey birçok konuda size katılmakla beraber birçok konuda da aksini düşünüyorum. rekabet edebilmek için şartların eşit olması gerekir. ben avrupanın çiftçisine sağladıgı desteklerden teşviklerden yararlanamıyorum. girdi maliyetlerim avrupadan çok daha fazla. avrupada kırmızı eti ikame edebilicek domuz eti mevcut ve tüketimin yarısı domuzdan karşılanmakta. süt bu ay 80 kuruşa düştü dolayısıyla ben dahil birçok üretici süt ineklerini kestirerek küçülmeye gidicek. bunu kimse engelleyemez kaçak kesilir yine kesilir. avrupanın farklı ülkelerinde kuzenlerim ikamet ediyor. ülkemizde asgari ücretle çalışan biririnin ömür boyu çalışıp alamıycagı arabalara çok düşük ücretlerle sahip olabiliyolar. kırmızı eti kıyaslarken bunlarıda kıyaslayın.

    gelelim asıl meseleye. bizim ülkemizde işin ehline değil zenginlere teşvik destek veriliyor. doktor avukat çiftçilik yapmaya başlıyo. ben nasıl doktorluk yapamıyorsam oda çiftçilik yapamamalı. desteği teşviği alıp çiftliği kuruyo sonra batıyo sektördeki insanlarada zarar veriyo.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Tema indir